Etiketler

Kafelerde maske kullanımına dikkat: Çene altına indirmeyin, peçeteye sarın

Koronavirüs salgını nedeniyle getirilen kısıtlamalar 1 Haziran itibariyle 'yeni normal'e döndü. Bu kapsamda şehirlerarası seyahat yasağı kısıtlaması kalkarken, kafeler, restoranlar, çay bahçeleri de hizmet vermeye yeniden başladı. Yaz ayının gelmesiyle birlikte insanlar da tatil planı yapmaya hazırlanıyor.  İstinye Üniversitesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, normalleşme sürecini değerlendirdi. Kocatürk, 'Çok hızlı bir sürede yeni normale adapte olmaya başladık. Hastalık tamamen bitti gibi davranıyoruz. Dünyadaki son iyileşecek hasta da iyileşmeden bu hastalık bitti diyemiyoruz. Hastalığın bulaşıcılığı hala yüksek. Hastalık hala çok bulaşıcı ve bu yüzden bireysel tedbirlerimizi asla gevşetmememiz lazım' diye konuştu.

'Bilinçsiz vitamin tüketimi bağışıklığa zarar veriyor'

Yaz aylarına kıyasla, kış aylarında bağışıklık sistemimiz daha zayıf hale geliyor. Uzmanlar bağışıklık sistemimizi ne kadar güçlü tutarsak vücudumuzun virüslere karşı direncinin de o kadar arttığını vurguluyor. Bütün dünyada toplumsal hayata darbe vurarak büyük bir sorun haline gelen Koronovirüsün (Covid-19) bazı insanlarda ağır sonuçlar göstermesi, bazılarında ise normal gribal enfeksiyon gibi seyretmesinin sebebinin kişinin bağışıklık sistemi olduğuna dikkat çeken Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Kenan Yıldırım, vücudumuzun sadece virüslere karşı değil aslında binlerce kanser hücresine karşı da her gün mücadele ettiğini dile getirdi.

Bağışıklık sisteminin vücut için hayati önemde olduğuna değinen Yıldırım, 'Vücudumuzda bir gün içerisinde binlerce kanser hücresi oluşmaktadır. Biz farkına varmadan bağışıklık sistemimiz kanser hücrelerini yakalayıp yok eder. Bu durum bağışıklığın güçlü olduğu zamanlarda etkili olmaktadır. Ancak kanser hücreleri ve virüsler bağışlık sistemimizin zayıf olduğu zamanı yakaladıklarında immün sistemi (bağışıklık sistemi) çökertmektedirler' ifadesini kullandı.

FAZLA ŞEKER TÜKETİMİ ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRIYOR

Bağışıklık sisteminin güçlü olmasında beslenmenin öneminden bahseden Dyt. Yıldırım, bağışıklık sistemine düşman olan yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini belirtti. Yapılan bilimsel araştırmalara göre fazla şeker tüketimi enfeksiyonlara karşı direnci düşürdüğünü aktaran Kenan Yıldırım, 'Kızartma yağlarının çok fazla kullanımı, fast- food tarzı besinler, yanmış patates ve ekmek kızartmaları, asitli içecekler, işlenmiş etler, çok fazla kızartılmış ve yanmış etler bağışıklık sistemimizi çökerten tehlikeli gruptaki besinlerdir' diye konuştu.  

DEMİR EKSİKLİĞİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ ÇÖKERTİYOR

Demir eksikliğinin de bağışıklık sistemini düşüren bir başka faktör olduğunu aktaran Dyt. Yıldırım, 'Mutlaka demir içeriği zengin kırmızı et, sardalya, hindi eti, ıspanak, mercimek, pekmez tüketilmelidir. Bağışıklık sistemini en çok seven besinler protein kaynaklarıdır. Yumurta, balık, süt, peynir, yoğurt ve diğer hayvansal ürünlerden birini mutlaka günün her öğününde soframızda bulundurmalıyız. Günlük A ve C vitamininden zengin besinlerle beslenmek bağışıklık sistemimize en büyük katkıyı sağlayacaktır. Bu besinler havuç, portakal, mandalina, greyfurt, sarı dolmalık biber ve limonda bulunmaktadır' dedi.

BAĞIRSAK SAĞLIKLI İSE BAĞIŞIKLIK GÜÇLÜ OLUR

'İkinci beyin olan bağırsaklarımız hasta ise vücut mekanizması çöker' diyen Dyt. Yıldırım, şöyle devam etti: 'Bağırsaklarımıza zarar veren işlenmiş etler, fazla miktarda tüketilen şeker ve koruyucu katkı maddeli paketlenmiş ürünler bağırsaktaki yararlı bakterilerin ölmesine ve vücudu terk etmesine sebep olmaktadır. Bağırsaklardaki yararlı bakteri sayısı ne kadar çok yükselirse vücudun hastalıklara karşı direnci o ölçüde artar. Böylece akut ve kronik bağırsak rahatsızlıklarını da engellemiş olursunuz. Kefir, yoğurt, ayran, boza, muz, yer elması, soğan, sarımsak, ev yapımı turşu ve sirke, kuşkonmaz bağırsak dostu besinlerdir. Bu besinleri yeterli miktarda alamıyorsanız bağırsaklarınızı probiyotik takviyesi ile destekleyebilirsiniz.'

GIDA TAKVİYELERİNİ UZMAN ÖNERİSİYLE KULLANIN

Son günlerde insanların panikle internet üzerinden yapılan tavsiyelerle vitamin almasını da eleştiren Diyetisyen Kenan Yıldırım, her bireyin kendine has bir bağışıklık direnci bulunduğunu, vitaminlerin de ihtiyaca göre ve uzman kontrolünde alınması gerektiğini belirtti. Dyt. Yıldırım, bağışıklığı artırmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:  

'Kuruyemişler bağışıklığı güçlendirmektedir. Ceviz, badem, fındık, fıstık, Antep fıstığı, E vitamini ve çinko içeriğinden zengin besinlerdir. B grubu vitaminler suda erir ve gün içerisinde idrarla atılır. Günlük 3-4 porsiyon meyve tüketimi yeterli olacaktır. Yeterli meyve/sebze tüketmediğinizi düşünüyorsanız, uzman kontrolünde multi- vitamin takviyesi ile bağışıklık sisteminizi destekleyebilirsiniz. D vitamini, demir, B12, E vitamini ve çinko takviyelerini kesinlikle uzman önerisi olmadan, kendiniz karar verip kullanmayın. Bilinçsizce kullanılan gıda takviyeleri karaciğer toksisitesine ve böbrek hücrelerine zarar verebilir.'

STRES VE ÜZÜNTÜ BAĞIŞIKLIĞA DARBE VURUYOR

Stres, üzüntü, düzensiz uyku, yeterli fiziksel aktivitenin olmamasının da bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olduğuna dikkat çeken Diyetisyen Kenan Yıldırım, vücudumuzun enfeksiyonlara karşı kısa sürede teslim olmaması için düzenli ve sağlıklı beslenmeden vazgeçilmemesini vurguladı.

Salgın hastalıklarda ölen kişinin cenaze namazı kılınır mı?

Türkiye'de koronavirüsten ölenlerin sayısı her gün artmakta. Vatandaşlar farz-ı kifaye hükmünde olan cenaze namazının salgın hastalıktan ölen kişilerde nasıl kılınacağını araştırıyor. Salgın hastalıklarda ölen kişinin cenazesi namazı nasıl kılınır? İşte yanıtı...

Psikologlardan online koronavirüs terapisi

Koronavirüs salgını hasta ve hasta olmayan herkesin psikolojisini olumsuz etkiliyor. Eve kapanmak zorunda kalan vatandaşların kaygıları günden güne artıyor. Koronavirüs salgınının Çin'de ortaya çıktığı günden bu yana 'Korku Salgını' araştırmasını başlatan Ruh Sağlığı Derneği, vatandaşın kaygısının günden güne arttığını ortaya koydu. Korku Salgını araştırması sonrası Ruh Sağlığı Derneği internet sitesi üzerinden online terapi başlattıklarını ifade eden Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Ömer Akgül, araştırma sonuçlarını ve online terapinin kapsamı hakkında bilgi verdi.

PSİKOLOJİK ANLAMDA KENDİNİZİ GÜÇLENDİRİN

İnsanların gelecekle ilgili endişeli olduğunun altını çizen Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Ömer Akgül, 'İnsanlar gelecekle ilgili endişeli, hastalanacakları için kaygılı, sürekli zihinlerinden atamadıkları düşünceler var. İnsanlar sürekli ellerini yıkadıklarından elleri yara bere haline gelmiş durumda. Doğal olarak bu süreçte günlük rutinlerine odaklanamıyorlar. Uyku düzenleri, beslenmeleri bozulmuş. Bu da virüs riskine karşı onları saldırıya açık hale getiriyor. Çünkü ruh ve beden sağlığı bir bütün. Hastalıkla mücadelede sadece biyolojik, fiziksel mücadele yeterli olmaz. Psikolojik anlamda da dayanıklılık yüksek olmalı. İnsanların bu süreçlerde beslenme alışkanlıkları, uyku düzenleri, vücut dirençlerini güçlendiren psikolojik sermayelerinin güçlü olması hastalıkla mücadele konusunda anlamlı. Bu yüzden vatandaşlarımızın psikolojik olarak da kendilerini güçlendirmelerini tavsiye ediyoruz' dedi.

ÜCRETSİZ DESTEK VEREN PSİKOLOGLARIMIZ DA VAR

İnsanların bu tür dönemlerde online psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu anlatan Ömer Akgül, online terapi uygulaması hakkında şu bilgileri verdi:

'Uzmanlar yüz yüze seansta olduğu gibi danışanlarına online terapi verecekler. Buna ihtiyacımızın olduğu bir dönemde birçok meslektaşımız online terapi hizmetine başladı. Ruh Sağlığı Derneği olarak psikologların listesini derneğimizin internet sitesinden yayınladık. Vatandaşlarımız psikolojik destek almak istiyorlarsa bunu ihmal etmesinler. Koronavirüs sürecinin bitmesini beklemeden bir an önce psikolojik destek alsınlar ki vücutlarının bağışıklığını güçlendirecek psikolojik aşıyı da kendilerine vursunlar. Ruh Sağlığı Derneği'nin internet sitesinde online terapi veren psikologların listesi var. Online terapi desteği almak isteyen vatandaşlarımız web sitemiz üzerinden psikologlara ulaşabilecekler. Şu an psikologlar bile evlerinden çıkmaya tedirgin. Psikologlar da vatandaş da evinde. Kimsenin bu tür bir hizmetten mahrum olmasını istemeyiz. Biz de ruh sağlığı uzmanları olarak ülkemizin ve vatandaşımızın yanındayız. Ücretsiz olarak gönüllü hizmet veren psikologlar da var. Onların listesini internet sitemizde yayınlıyoruz. 'Ben ücretsiz danışmanlık verebilirim' diyen psikologlarımız da var.'

Evde vakit geçiren vatandaşlar için #koronagunlerindeyakinlik hashtagi ile bir çalışma başlattıklarını söyleyen Akgül, '#koronagunlerindeyakinlik hashtagi ile internet sitemizin bir sayfası var. Sayfamıza her gün bir film, etkinlik, aile oyunu hatta bir iyilik önerisi tavsiye ediyoruz. Bugün bir yaşlıyı arayın, birisinin hatırını sorun, küs olduğunuz kişi ile barışın, bugün birisine bir iyilik yapın yani her gün bir kitap okuyup çocuklarınızla bir etkinlik yapın. Bunları da internet sitemiz üzerinden tavsiye ediyoruz' dedi.

'PSİKOLOGLAR DA EVİNDEN ÇALIŞIYOR'

Online terapide de etik kurallara dikkat edildiğine dikkat çeken Psikolog Pelin Ankay, 'Koronavirüs salgınının ortaya çıkmasının ardından online terapi daha da yaygınlaştı. Biz online terapide de 'terapi odası' koşulunu sağlamaya çalışıyoruz. Buradaki en hassas nokta ise etik kurallarımızın gizliliğinin korunması. Son zamanlarda online terapi yaygınlaşmıştı. Şu anda da tedbir amaçlı Ruh Sağlığı Derneği olarak terapilerimizi sadece online gerçekleştiriyoruz. Bu süreci danışanlarımıza birlikte sağlıklı bir şekilde ilerletiyoruz. Tedbir hepimizin için önemli bu nedenle biz psikologlar da evimizden çalışıyoruz' ifadelerini kullandı.

Bu süreçte yaşanan psikolojik sorunlar hakkında bilgi veren Psikolog Ankay, 'Eve kapanma nedeniyle özellikle eşler arasında tartışmalar yaşanıyor. Ebeveynler ile çocuklar arasında anlaşmazlıklar olabiliyor. Bu süreci olumlu bir şekilde yürütmek gerekiyor. Eşlerin ve ebeveynlerin birbirlerini gözlemlemeleri için uygun bir dönem. Bu dönemi iyi değerlendirmelerini tavsiye ediyorum' dedi.

Koronavirüs obsesyon seviyesini artırdı: Hasta sayılarında yükselme olabilir

Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve hızlı bir şekilde dünya geneline yayılarak küresel salgın haline dönüşen koronavirüs ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor. Toplum bilincini artırmak için yapılan haklı bilgilendirmelerin insanların yaşamda kalma isteğiyle birleştiğinde takıntıya dönüştüğüne dikkat çeken İstanbul Gelişim Üniversitesi'nden Uz. Dr. Psikiyatrist Emre Tan, 'Son günlerde yaşadığımız bu salgın maalesef bu obsesyonları çok arttırmış durumda. Nereye baksanız 'elinizi şu kadar yıkayın, dışarıya çıktığınızda giysilerinizi şöyle koruyun, elinizi yüzünüze götürmeyin' gibi pek çok direktifler veriliyor. Bunların hepsi de insanda 'Acaba doğru yapıyor muyum? Yanlış mı yapıyorum? Hastalanır mıyım? Hastalandığımda bir başkasına bulaştırır mıyım? Aileme zarar verir miyim?' gibi kaygılar obsesyonlar, takıntıları ortaya çıkartıyor' diye konuştu.

 

YAPMADIĞI ZAMAN HUZURSUZ OLUYOR'


Obsesyon yani saplantı ya da takıntı denilen durumun kişinin yaptığı şeyin irrasyonel olduğunu bilse de bunu yapmaktan alıkoyamaması olarak tanımlayan Tan, 'Obsesyonların alt tiplerinde en çok görülen kirlenme obsesyonu, bulaş obsesyonu, bir hastalık kapma, rahatsız olma düşüncesi ya da bir takım nesneleri düzenli yerine koyma, simetrik hale getirme, belli ebatlarına göre yerlerine göre düzenleme vardır. Obsesyon kişinin farkında olduğu bir durumdur. Mantık dışı olduğunu da bilir ama yapmaktan alıkoyamaz. Çünkü bu durumu yaptığında mevcut sorunu sönümlendirecektir. Yani elinin kirlendiğini düşünüyor, gidip onu yıkama dürtüsü peşi sıra gelir. Yıkamadığı zaman huzursuz olur. Aklına gelen bu durumu rahatlatacak başka kompulsif davranışlara yönelir, yapmazsa huzursuzluğu çok sık artar' ifadelerini kullandı.

'Okul stresi çocukları yalana sevk edebilir'

Küçük çocukların yalanla gerçeği ayırt edemeyeceklerini ifade eden Emsey Hospital Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Seheryeli Yılmaz, anne ve babalara çocuğun kendisini zor durumdan korumak için yanlış bilgi vermesini 'yalan', çocuğu da 'yalancı' olarak adlandırmamalarını tavsiye etti. Çocukların söylediği yalanların masum ve hayal dünyasından kaynaklandığını ve sıklıkla olumsuz sonuçlardan kaçma amacı taşıdığını anlatan Uzm. Dr. Seheryeli Yılmaz, 'Öncelikle ebeveynler çocuğunu iyi tanımalı ve ona karşı sakin ve hassas olmalıdır. Çocuğunuzun yalan söylemesi durumunda; aşırı tepki göstermeden, sakin ve hoşgörülü bir yaklaşımda bulunmak ve çocuğunuzla bu konuyu konuşmak önemlidir. Aksi halde çocuk anne-baba öfkesinden kendini korumak için yalan söylemeye devam edebilir' diye konuştu.

Bor madeninden yatak üretildi bakterileri öldürüyor

Türkiye toplam 3,3 milyar ton rezerv miktarı ile dünya toplam bor rezervi sıralamasında yüzde 73'lük pay ile ilk sırada yer alıyor. Yatak sektörünün önemli oyuncularından Bambi Yatak, 'Bordan Gelen Hijyen' sloganı ile bor madenini yatağın içine entegre etti. Borjen adı verilen ve yıl sonuna kadar 50 bin adet üretilmesi planlanan yatağın tanıtım toplantısı Çırağan Sarayı'nda yapıldı.

İHRACAT ATAĞI

Yataktaki mite ve küfün çoğalmasını engelleyen ve bakterileri öldüren Borun, hijyenik özelliğinden faydalanarak üretilen Borjen yatağın 20 ülkeye ihraç edilmesi hedefleniyor.

1,5 milyon liralık Ar-Ge yatırım bütçesiyle yatağı ürettiklerini söyleyen Bambi Yatak Yönetim Kurulu Üyesi Emre Gökmen, Türkiye'de ve dünyada ilk kez bor mineralini yatağın süngerine ve kumaşına entegre ettiklerini dile getirdi.

BAKTERİ, MİTEIN GELİŞİMİ ENGELLİYOR

Bor madeninden üretilen 'Borjen' yatak hakkında bilgi veren Gökmen, 'Her gün üzerinde saatlerce uyuduğumuz yatağımızda sayısı milyonlarla ifade edilecek kadar fazla bakteri, mite gibi mikroorganizmalar yaşıyor. Bu küçük canlılar insan sağlığını tehdit ettiği gibi astım, alerjik reaksiyonlar, bronşit gibi birçok hastalığı da tetikliyor. Profesyonel sağlık uzmanlarıyla görüşerek ve tüketicilerin beklentilerine kulak vererek, bor minarelini 'Borjen' ismini verdiğimiz yatağımızda kullandık' dedi.

'HİJYENİ UYKUYLA BİRLEŞTİRDİK'

Günümüzde, yatak odalarının birer yaşam alanı olduğunu söyleyen Gökmen,

'Son zamanlarda ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri alerji ve astım. Toz, küf, mantar ve miteların neden olduğu hastalıklar yaygınlaşıyor. Hayatımızın 3'te 1'ini yatakta geçiyoruz. Bu toz ve bakterilere en çok yatakta maruz kalıyoruz. Bunları yok edebilmek için ürün arayışına girdik. Yerli ve milli madenimiz ve gelecek vadeden bor madeninden faydalandık. Bor madeni özellikle temizlik sektöründe ön plana çıkmaya başlamıştı. Borun antibakteriyel bir özelliği var. İçerisine bakteriyi koyduğunuz zaman yüzde 99 o bakteriyi öldürüyor. Mite ve küflerin de gelişimini engelliyor. Bununla ilgili tüm testlerimiz ve raporlarımız mevcut' diye konuştu.

YATAĞIN KUMAŞI VE SÜNGERİ BORDAN YAPILDI

Yatağın diğer özelliklerini anlatan Gökmen, 'Yatağın üst kumaş yüzeyinde ve süngerinde bor var. Ayrıca pocket yay sistemi kullandık. Yani birbirinden bağımsız vücut basıncını yayan bir sistem. Yatağın başlık kısmında aydınlatma için bir lamba var, telefonu, bilgisayarı şarj etmek için de bir bölüm bulunuyor' ifadelerini kullandı.

'ASTIMIN YÜZDE 70 NEDENİ MİTELARDIR'

Çocuk Alerjisi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay ise, her 6 çocuktan 1'inin astım hastası olduğunu söyleyerek, 'Astıma neden olan en önemli etken ev tozunda bulunan mitelardır. Astımın yüzde 70 nedeni mitelerdır. Mite, gözle görülemeyecek kadar küçük,8 bacaklı haşerelerdir. 5 yıllık bir yatakta 10 milyon mite vardır. Dışkıları alerjiktir, ev tozlarına yapışırlar' dedi.

MİTELER YATAKLARDA YAŞIYOR, DERİ DÖKÜNTÜSÜYLE BESLENİYOR

Mitelerın deniz kenarında yaşadığını belirten Prof. Dr. Akçay, 'Nemi severler, insanların deri ve kıl döküntüleriyle besleniyorlar. O yüzden yatak odamızda çok fazla oluyorlar. Miteler en fazla yattığımız yatakta yaşıyor. Evi havalandırmalıyız, çarşafları en az 60 derecelik bir sıcaklıkta yıkayıp sonra ütülemeliyiz' diye konuştu.

Ayakkabı seçimine dikkat: Kadınların yüzde 40'ı bu hastalıkla mücadele ediyor

Ayak baş parmağında şişlik ve çıkıntı ile kendini gösteren halluks valgusun özellikle kadınları estetik açıdan kaygılandırdığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ahmet Özyazgan, ayakkabı seçiminin önemine dikkat çekti. Özyazgan, 'Bu çıkıntı ve şişlik estetik görünümü olumsuz etkilemesinin yanı sıra, tedavi edilmediği takdirde ciddi ağrılara ve kişiyi ameliyata kadar götüren ayak problemlerine neden olabiliyor' ifadelerini kullandı.

Yaşı 40 olan birinin kalp yaşı 80 olabiliyor

Kalp hastalıkları, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. En önemlisi de kalp krizi, ansızın kapıyı çalıyor ve genç, yaşlı dinlemiyor. Avcılar Anadolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Temiz, kalp damarlarını yaşlandıran süreç hakkında önemli bilgiler verdi.

Yaz hastalıkları kâbusunuz olmasın!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hava sıcaklıklarındaki artış, pek çok kişi için yaşamı zorlaştırmaya başlar. Hava sıcaklıklarının yükselmesi ve tatil sezonunun açılması, yaz hastalıkları olarak adlandırılan bazı hastalık türlerinin görülme sıklığının artmasını da beraberinde getiriyor.

Türkiye'de her üç kişiden birinde gizli şeker var!

Pre-diyabet, diyabet öncesi ilk safha olarak kabul ediliyor. Kilolu ve obez kişilerde ortaya çıkma olasılığı yüksek olan hastalıkta en sık görülen insülin direnci sorunu çözümlenemezse Tip 2 diyabet hastası olma riski artıyor. Araştırmalara göre, çoğu gizli şeker hastalarına 10 yıl sonra Tip 2 diyabet tanısı konuyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın, gizli şekerin ne olduğunu, belirtilerini ve alınması gereken önlemleri açıkladı.

Üretim fazlası kumaşlardan kanserli çocuklara gelir!

Türkiye'de her yıl yaklaşık 3 bin 500 çocuğun kanser hastası olduğu belirtiliyor.  Kanser, çocuklarda, erişkinlere oranla 100 kat daha az görülse de yarattığı tahribat çok daha fazla. Tıbbi tedavinin yanı sıra moral durumunun da büyük önem taşıdığı hastalıkla mücadelede her destek hayati değerde. Hastalıkla paralel ilerleyen zorluklarda hastayı ve yakınlarını yalnız bırakmamak, onların karşılaştıkları engellerde onlara el uzatmak, hem tedavi sırasında büyük bir güç sağlıyor hem de iyileşme konusunda kayda değer bir etki yaratıyor.

Çağın yeni hastalığı: Başparmak Tendon Sıkışması

Teknoloji sektöründeki rekabet gün geçtikçe daha da artıyor. Her geçen gün yeni bir modelin çıktığı telefon piyasasında geniş ekranlı telefonlar da yerini aldı. Günlük hayatta kullanıcıların ellerinden düşürmediği telefonlar, tek elle kullanıldığında pek çok ortopedik soruna sebep olabiliyor.